Gündem İçeriği

 

 

 

Vize İşlemleri

Sayın Ziyaretçilerimiz!

Rusya Federasyonu, 1 Ocak 2016 tarihinden itibaren umuma mahsus pasaport sahibi olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yönelik adı geçen 12 Mayıs 2010 tarihinde imzalanan Rusya Federasyonu Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının Karşılıklı Seyahatlerine İlişkin Usullere Dair Anlaşma’nın yürürlüğünü kısmen durdurmaktadır.

daha ayrıntılı bilgileri için

Haber

Geri

Modern dünya için bir tehdit olarak tarihin tahrif edilmesi

Günümüzde uzun süredir, dünya tarihinin çeşitli olaylarını revize etme eğilimi devam etmektedir. Açıkça ifade etmek gerekirse  tek tek ülkeler ve bir bütün olarak ülke blokları, diğer devletlerin tarihi geçmişini ve mirasını karalayarak ve böylece günümüzde onların  itibarını zayıflatmaya çalışarak, tarihi gerçekleri çarpıtma amaçlı bir  politika yürütmektedir.

İkinci Dünya Savaşının zaferle sonuçlanmasında Sovetler Birliği’nin rolü ile ilgili olarak Batı ülkeleri tarafından kararlı bir şekilde yürütülen bu tür girişimler, son yıllarda Rusya'ya karşı başlatılan muazzam bir bilgi savaşının parçası haline dönüşmüştür. Her yıl, özellikle Rusya Federasyonu'nda ve eski SSCB'nin birçok ülkesinde yaşayan halklar için kutsal olan Zafer Bayramı’nın kutlandığı 9 Mayıs tarihinin yaklaşmasıyla propaganda makinesi aktif olarak devreye sokulmaktadır.

Zorla göç ettirilmiş Sovyet çocukları. Tabelada ‘Kampa girecek ve tel üzerinden konuşacaklar kurşuna dizilir’ diye Rusça yazılıyor.

Avrupa’da ve okyanus ötesi ülkelerde bir salgın halini alan tarihi yeniden şekillendirmeye yönelik kötü niyetli ve kasıtlı süreç, her şeyden önce insanlık düşmanı (misanthropik) faşist rejime karşı mücadelenin yükünü taşımış olan tüm halklar için bir hakarettir. Aynı zamanda, Sovyetler Birliği'nin Avrupa ve Asya'nın faşizmden ve militarizmden kurtulmasına olan katkısının göz ardı edilmesini hedefleyen bu çirkin kampanyanın, tüm Avrupa kıtasının hatta daha geniş bir alanın barış ve güvenliği için bir tehdit oluşturduğuna inananlar az sayıdadır. Tarihin tahrif edilmesine yönelik girişimler, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra ortaya çıkan ve Birleşmiş Milletler Tüzüğü'nde yer alan mevcut dünya düzeninin temellerini sarsmakta olup, İslamofobi de dahil olmak üzere neonazi ve yabancı düşmanlığının çeşitli şekillerde yayılması için elverişli bir zemin oluşturmaktadır.

Devam etmekte olan “Rus düşmanlığı” kampanyasının bir parçası olarak ülkemiz, İkinci Dünya Savaşı'nın çıkmasına neden olan suçlulardan biri olarak gösterilmeye çalışılmakta, alaycı bir şekilde faşist Almanya ve SSCB'nin "eşit sorumluluk taşıdığı", Molotov - Ribbentrop Paktı’nın bir ”suç unsuru” olduğu fikri empoze edilmektedir. Dahası tüm bu suçlamalar, genel tarihsel bağlamdan ve Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı’na sürüklenmesi kronolojisinden tamamıyla izole edilmiş olarak yapılmaktadır. O günkü Büyük Britanya ve Fransa hükümetlerinin, faşist Almanya’nın saldırgan eylemlerinin başlangıcına hafifçe hizmet eden 1938 Münih Anlaşması hakkında ve bunun yanı sıra Avrupa’lı seçkin tabaka temsilcilerinin "Üçüncü Reich" ile flört etme eylemleri ve Hitler'in askeri makinesini Sovyetler Birliği’ne karşı kışkırtma arzusu konusunda tamamen sessiz kalınmakta.

Bir grup Sovyet askeri Stalingrad’daki sokak çatışmalarında (1943).

Naziler tarafından işgal edilen bölgelerde onlarla işbirliği yapan işbirlikçilerin kendi vatandaşlarına ve diğer milletlerin temsilcilerine karşı işlemiş oldukları suçlarla ilgili gerçekler gizlenmekte, evrensel insani değerler kisvesi altında olmak üzere, yerel Nazi gönüllülerini toplumun gözünde yüceltmek ve kahramanlaştırmak için girişimlerde bulunulmaktadır.

Son zamanlarda Sovyet-Rus anıtlarına yönelik vandalizm eylemlerine daha sık rastlanmaktadır. Genellikle bu eylemler iki taraflı uluslararası yasal yükümlülüklere aykırı olarak, Avrupa devletlerini Nazi işgalinden kurtaran Sovyet askerlerinin kahramanlığını anmak için dikilen şükran anıtlarının sökülmesiyle baş göstermektedir.

30 Nisan 1945’te Reichstag’ın tepesine Sovyet bayrağının dikildiği an. Fotoğraf, Nazi Almanyası’na karşı Sovyet zaferinin simgesi haline gelmiştir.

Günümüzde şimdiki genç kuşaklara okul ders kitapları aracılığı ile dahil olmak üzere, Nazizm eşittir komünist ideolojisi gibi asılsız tezler aşılanmakta. Batıda artık şu gerçeklerle kimse ilgilenmemekte: Sovyetler Birliği, ülkemizde o zamanki mevcut sistemin tüm eksikliklerine rağmen, asla kendi ulusal ya da başka bir üstünlüğü bilinciyle hareket etmemiş, bir bütün olarak halkları yok etmeyi hedeflememiştir.

Savaşın sona ermesinin ardından kısa bir süre sonra Batı tarih biliminde, ABD ve Büyük Britanya'nın Hitler koalisyonu üzerindeki zaferde “belirleyici” bir katkısı olduğu görüşü hakim olmaya başlamıştır. Savaşın bitmesinin ardından böyle bir konunun gündemde olmadığı, zira gerçeklerin herkesçe bilindiği unutulmamalıdır. Şu anda, mevcut hatalı siyasi konjöktüre uyularak sadece Batı ülkelerinde değil, aynı zamanda Doğu Avrupa’nın birçok Sovyet ülkesinde ve hatta bazı eski Sovyet cumhuriyetlerinde bile bu pozisyona bağlı kalınması üzüntü vericidir. Bu koşullarda, tarihsel gerçekleri ve rakamları silah olarak kullanarak bir zamanlar iyi bilinen, ama şimdi dikkatlice üzeri silinen veya çarpıtılan zamanın gerçeklerini daha sık hatırlatmak gerekmektedir.

22 Haziran 1941 tarihinde Nazi Almanyası, savaş ilan etmeksizin hain bir şekilde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) topraklarını işgal etmiştir. Birkaç hafta içinde Rusya'nın 13 bölgesi (RSFSR), Belarus, Ukrayna, Litvanya, Letonya, Estonya, Moldova toprakları dahil olmak üzere Sovyet topraklarının önemli bir bölümü faşistlerin ve müttefiklerinin işgaline maruz kalmıştır. Ekim ayında düşman Moskova’ya ulaşmıştır. Alman ordusu, sürpriz bir saldırının yarattığı etkinin yanı sıra, Batı ve Doğu Avrupa’da sanayinin ele geçirilmesi sonucu güçlü bir maddi-teknik altyapıdan yararlanmıştır.

Ne var ki Sovyetler Birliği, faşist Alman işgali sırasında sanayi işletmelerinin ve fabrikalarının önemli bir bölümünü (en az 1523) derhal ülkenin doğu bölgelerine taşımayı başarabilmiş ve bu durum daha sonra savaşta zaferi sağlayan faktörlerden biri olmuştur.

Sovyet birlikleri, kahramanca direniş ve 1942 baharında arka cephede sağlanan askeri ürün üretimi sayesinde, Moskova'ya karşı saldırıyı durdurmayı başarmış ve 1941-1942’nin kış aylarında taarruza geçmiştir. Bunun, İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya’nın stratejik açıdan ilk büyük stratejik yenilgisi olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Moskova yakınlarında yürütülen savaşı, bit bütün olarak savaşın seyrini SSCB lehine çevirmeyi başaran diğer kanlı ve acımasız savaşlar takip etmiştir. Bunlar arasından en ünlüleri - Kuzey Kafkasya'daki savaş, Stalingrad Savaşı (altı aydan fazla süren), Kursk Bölge Savaşı. 1943 yılının sonlarına doğru Kızıl Ordu, kalıcı bir niteliksel ve niceliksel üstünlük kazanmıştır. Alman komutası tüm cephelerde savunmaya geçmiştir. Stratejik girişim artık Sovyetler Birliği‘nin eline geçmiştir. 1944 yılının başlarında, faşistlerin işgal ettiği toprakların üçte ikisi kurtarılmıştır. 31 Ağustos 1944’de Sovyet birlikleri Bükreş’e girmişlerdir. SSCB'ye hiçbir zaman sempati duymayan Winston Churchill, Ağustos 1944'te "Rus ordusu ana rol oynamış ve Alman ordusunun cesaretini tüketmeyi başarmıştır", diye yazmıştır. Almanları takip eden Sovyet birlikleri, kısa süre sonra Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, Polonya, Macaristan, Avusturya ve Çekoslovakya'yı özgürlüğe kavuşturmuştur. 8 Mayıs’ta ise Alman komutası kayıtsız şartsız teslimiyet protokolünü imzalamıştır.

İkinci Dünya Savaşının SSCB'ye yapılan saldırıyı takip eden büyük bir döneminde Hitler Almanya'sının ana askeri güçleri Sovyet-Alman cephesinde yoğunlaşmış bulunmaktaydı. 1941-1942’de tüm Alman birliklerinin dörtte üçten (3/4) fazlası SSCB'ye karşı savaş halindeydi, sonraki yıllarda Wehrmacht birliklerinin üçte ikisinden (2/3) fazlası Doğu Cephesi’nde konuşlanmıştı. İkinci cephenin açılmasından sonra, ki bu ancak 6 Haziran 1944'te gerçekleşmiştir, Doğu Cephesi Almanya'nın ana cephesi olarak kalmıştır: o dönemde Kızıl Ordu'ya karşı 181 Alman bölümü savaşırken, İngiliz-Amerikan güçlerine karşı savaşan 82 Alman bölümü bulunmaktaydı. Doğu Cephesinde faşistlerin kayıpları, Batı Cephesi'nden yaklaşık 3 kat daha büyüktü. Sovyet-Alman cephesinde yürütülen savaşta Alman silahlı kuvvetlerinin toplam kaybı %73 civarındaydı. Wehrmacht'ın askeri teçhizatının büyük kısmı burada yok edilmiştir (uçakların %75'inden fazlası, tankların ve saldırı tüfeklerinin %75'i, ağır silahların %74'ü). En çetin, yoğun, acımasız ve kanlı çarpışmalar Doğu cephesinde olmuştur. Burada yürütülen askeri operasyonlar, süre ve hareketlilik, kapsamı ve direnci bakımından Batı Avrupa’da ve diğer askeri operasyon saha çatışmalarıyla asla kıyaslanamaz. Bu nedenle Wehrmacht, savaşa hazırlıklı en iyi askeri teçhizatını ve tam donanımlı birim ve birliklerini Doğu’ya göndermekteydi.

Amerikalıların ve İngilizlerin, faşist Almanya’nın müttefiki olan militarist Japonya'nın yenilgiye uğratılmasındaki rolünü küçümsemeksizin, SSCB’nin 9 Ağustos 1945'te Uzak Doğu Cephesi'nde savaşa katılmasının, Japonya'nın kapitülasyonuna Hiroşima ve Nagazaki'ye Amerikalılar tarafından yapılan atom bombalı saldırılardan (aşırı insanlık dışı olmalarından dolayı ayrı bir tez konusu) çok daha büyük bir katkı sağladığı belirtilmelidir. Japonya Başbakanı Kantaro Suzuki'nin: “Sovyetler Birliği'nin savaşa girmesi bizi nihayet çaresiz bir duruma soktu ve savaşın devam etmesini imkânsız kıldı” ifadesi bunun bir kanıtıdır.

Batı Avrupalı ve transatlantik tarihçi ve politikacıların en sevilen argümanlarından biri, ülkemize ödünç olarak askeri teçhizat, mühimmat, stratejik hammadde ve gıda maddeleri veren ABD'nin yardımı olmadan, Sovyetler Birliği’nin faşist Almanya’ya karşı başarılı olamayacağı iddiasıdır. Bu konuda da ciddi bir abartı söz konusudur.

Ödünç (Lend-Lease) olarak verilen tanklar, 1941-1945 yıllarında SSCB'de üretilen toplam tank sayısının %12,3'ünü oluşturmaktaydı. Ödünç alınan kendinden tahrikli topçu birimlerinin payı, savaş sırasında üretilen bu tür teknik araçların toplam sayısının %7,8'ine eşittir. Yabancı uçakların payı ise %15,5’tir. En dikkate değer kiralık otomobiller olmuştur: Sovyet otomobil parkındaki Lend-Lease (kiralık) ekipmanın payı %64’ı bulmaktaydı. Fakat kiralık küçük ateşli silah tedariki, savaşta kullanılmak üzere Kızıl Ordu'ya tahsis edilen toplam küçük ateşli silahların %0.75' ini oluşturmaktaydı.

Genel olarak, ödünç kiralama ürünlerinin SSCB'de üretilen ve tedarik edilen toplam malzeme, ekipman, gıda, ekipman, hammadde toplam hacmindeki payı, %4olarak tahmin edilmektedir. Ayrıca, ödünç ürünlerin %70’den fazlasının Sovyetler Birliği’ne 1943-1945 yılları arasında, yani savaşın dönüm noktasından sonra teslim edildiği gerçeği de unutulmamalıdır. Ülkemizin içinde bulunduğu en kötü dönemde ise müttefikler tarafından sağlanan yardım pek dikkate değer değildi. Buna ek olarak, 1943'te SSCB'nin askeri işletmeleri zaten maksimum kapasitede tank, uçak, topçu ve mühimmat üretimine geçmişti ve savaşın ilk yılında hissedilen ciddi askeri teçhizat ve mühimmat yetersizliği artık geçmişte kalmıştı. Bu nedenle, Sovyet askeri ekonomisinin zafere ulaşmaktaki rolü küçümsenmemelidir. Ödünç-kiralama ürünlerinin (Lend-Lease) gözardı edilemeyecek başlıca önemi şudur:  ABD’nin sağlamış olduğu kaynaklar Sovyet endüstrisinin bazı kollarının, kapasitelerini gerekli askeri ürünler üretecek şekilde değiştirmelerini mümkün kılmıştır.

Son yıllarda sadece Batı'da değil, Sovyet dönemi sonrası ülkelerde dahi, bu savaşı yalnızca büyük fedakarlıklar (can kaybı) pahasına kazanmayı başardığımız yönünde bir fikir yayılmakta. Gerçekten de, Sovyet halkının savaştan kaynaklanan can kayıpları, müttefiklerimizin kayıplarıyla kıyaslanamaz. Resmi verilere göre İkinci Dünya Savaşında 26,6 milyon Sovyet vatandaşı dahil olmak üzere, 55 milyon insan ölmüştür. Fakat hakkımızda ortaya atılan “savaştan sadece çok sayıda can kaybımız sayesinde galip çıktığımız” iddiası haksızlıktır. Rusya Savunma Bakanlığı'nın arşiv verilerine dayanan bilgilere göre Kızıl Ordu'nun savaş alanındaki geri dönüşü olmayan kayıpları 6,2 milyon civarındadır. Bu durumda, Wehrmacht ve müttefiklerinin bile benzer kayıpları 200 000’den daha fazladır. Aynı zamanda, Almanlar tarafından esir alınan 2,7 milyondan fazla Sovyet askeri ölmüş, Sovyetler’in elinde esir olarak tutulan 420.000 Alman askeri ve subay ise evlerine geri dönmemiştir. Ordumuz, ani saldırı nedeniyle savaşın ilk yıllarında en büyük kayıplar vermiştir. Ülkemizin sivil nüfusu savaştan büyük zarar görmüş olup, 17,5 milyondan fazla kişi ölmüştür. Böylesine büyük kayıplara bombardımanlar, yerleşim yerlerinin bombalanması, sivillere yönelik kitlesel idamlar, sivillerin zorla kaçırılması, toplama kamplarındaki imhalarla uygulanmakta olan faşist Almanya’nın politikası neden olmuştur.

Hitler karşıtı koalisyonun her üye ülkesi zafere katkıda bulunmuştur. Fakat ülkemizin payına düşen, en ağır sınavlardan geçmek olmuştur. Ruslar, eski SSCB'nin diğer halkları ile birlikte manevi ve fiziksel tüm gücüyle, yoğun irade, dayanıklılık ve dirençle anavatanlarının ve diğer birçok devletin bağımsızlığını savunmuşlardır.

20. yüzyılda yaşanan olaylar, dünyanın kaderinin herhangi bir devlet veya grup ülke tarafından belirlenemeyeceğinin açık bir kanıtı olmuştur. Kendi görüş ve iradesini, demokrasi modelini ve diğer manevi değerleri başka ülkelere empoze etmenin yanı sıra, her ne pahasına olursa olsun küresel hakimiyet elde etme girişimleri trajik sonuçlara yol açabilir.

Bugün bizim, tüm insanlığın, barışın, istikrar ve güvenliğin ortak çıkarları için eşitlik ve saygınlık içinde Rusya ile ilişkiler kurmak yerine, jeopolitik hedefleri uğruna kışkırtıcı politikalarını sürdürmeye devam eden bir dizi Batı ülkesine aktarmaya çalıştığımız şey budur.

 

 

Andrey Podelyshev

Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosu


 

Rusya Federasyonu Başkonsolosluğu

  

vize randevu